sakallı tavernacı


icguveysindeniclice:

Tom Waits Anatomisi.

İngiltereli sanatçı Jim Lockey yapmış bu çalışmayı ve benim de çok hoşuma gitti.
"Bir fıçı burbonda ıslatıldıktan sonra beş ay tütsülenmiş ve ardından da bir arabanın altında çiğnenmiş" diyen var onun sesi için ya da kimilerine göre “daha çocuk yaşta Samsun 216 içmeye başlamış, sonra viski üzerine viski”.
Olasılıklar fazlasıyla mevcut ama benim en sevdiğim tanımlama şu oldu; "bir yağsa hepimizi sarhoş edecek alkollü bulut".
Tom Waits’in tam olarak bu dünyaya ait olduğunu düşünmüyorum zaten; yukarılarda bir yerlerden sesleniyor bize, en azından bana.

Bu çalışmaları göstermeye gelmiştim ama hazır yazıyorken on tane de şarkı olsun reyiz’den; normalde pek paylaşmadığım ama güzel şarkılardan.

Tom Waits - Time

Tom Waits - Temptation

Tom Waits - Russian Dance

Tom Waits - Train Song

Tom Waits - Black Market Baby

Tom Waits - Innocent When You Dream

Tom Waits - Telephone Call From İstanbul

Tom Waits - All The World Is Green

Tom Waits - Blue Valentines

Tom Waits - Goodnight Irene

* Ve arkadaşlar, Tom Waits evliymiş ya, hem de yıllardır ya. 
Onun evli olabileceğini o kadar hiç düşünmedim ki; bugüne kadar hiç merak etmedim bile. Az önce, tesadüfen fark ettim.


Vay arkadaş ya.
Ben buna daha bir zaman şaşırırım eheh.

(via balonjoje)

gelinlik dünyanın en mantıksız şeyi.
331 plays

sentetiksezar:

Boktan bir pazar günü geçirmek isteyenler için.

463 plays
Jeff Buckley,
Live At Sin-é
  • +: bak belki sana da bir kısmet çıkar?
  • -: bana kısmet çıkmaz, benim kazıp çıkartmam lazım.

babam içerde tıraş oluyor ve bet sesiyle mırıldanıyor: “kemancı başımın tacı…”

babam evde şarkı söyler ise kimse ona kızmaz. babam keyifli olduğunda mırıldanır zira. “kurşun yedim sol yanımdan” diye mırıldandığında bile keyiflidir aslında.

babam içerde tıraş olurken, annem bir şeyler dikip biçerken ben bir yaşıma daha girdim. yaş artıkça doğum günlerinin coşkusu kayboluyor. yıllar ilerledikçe geçen bir yıl yaşantının daha küçük bir parçasını temsil ediyor diye olsa gerek.

babamın hiç doğumgünü kutladığını hatırlamıyorum. zaten bir doğum günü de yok, karpuz zamanı doğmuş. babaannemin de çocukları böyle ardışık sayılı tarihlerde doğurmaya çalıştığını sanmıyorum.


mutfağa beş, banyoya üç metre uzaklıkta, evimden uzaktayım. bir köşe takımı üzerinde, jeff buckley’nin öldüğü yaştayım.

Ne okusam derdine son!

sen konuşurken yüzüne odaklandığım kadar derste öğretmene odaklansam daha başarılı bir öğrenci olurdum belki de.

karşında oturup konuşmak bir karahindibayı oradan oraya taşımak gibi, bir söz etsem; güçlü bir nefes alsam uçup gideceksin sanki. gitme.

gözkapakların yarı kapalı hep, gözlerin yorgun. eminim ki çok sıradan hayat koşuşturmacaları yüzünden, ama yine de merak ediyorum her ruhimetrekareni merak ediyorum hunharca.

ellerini öyle ani hareket ettirme lütfen, kanatlanıp uçacaklar diye korkuyorum.

ecevit güvercini gibi işledi dimağıma ellerin.